Ana sayfa Editör'ün Seçimi Simge Fıstıkoğlu: Televizyonun Ölmeye Başladığını Düşünüyorum

Simge Fıstıkoğlu: Televizyonun Ölmeye Başladığını Düşünüyorum

1003
1
PAYLAŞ

Medya Akademi’deki röprotaj köşemize bu hafta deneyimli bir televizyoncuyu konuk ediyoruz. 8 yıldır ekranlardan tanıdığımız, başarılı televizyoncu Simge Fıstıkoğlu ile yeni projeleri, medyanın durumu ve spikerlik hakkında konuştuk.

3 aydır ekranlardan uzak olsa da yoğun bir tempoda çalışmalarını sürdüren Fıstıkoğlu ile sunuculuk ve spikerlik eğitimi verdiği İstanbul Medya Akademisi’nde bir araya geldik. Tüm sorularımıza içtenlikle cevap aldığımız bu röportajdan biz çok keyif aldık, umarız siz de keyif alırsınız…

Uzun süredir sizi ekranlarda göremiyoruz? Neler yapıyorsunuz?

3 ay oldu. Aslında çok uzun değil, çünkü 8 senedir aralıksız çalışıyordum. Neler yaptım, valla doyasıya tatil yaptım. Geçen gün bir arkadaşım mesaj attı, son tatil fotoğrafımı görmüş. “Simge’de seri tatil” yazmış. Çok hoşuma gitti.

Doya doya tatil yaptım hakikaten hem yurt içinde hem yurt dışında. Düzenli spora tekrar başladım. Tekrar at binmeye başladım uzun bir süreden sonra. Müzikle ilgili bir şeyler yapmak istiyordum. Hem şan dersime hem DJ’lik derslerime başladım. İstanbul Medya Akademisi’nde konuk eğitmen olarak ders vermeye başladım. Bahçeşehir Üniversitesi’yle sertifika programına başlamak üzereyiz. Benim adımla “Simge Fıstıkoğlu ile Sunuculuk, Spikerlik Kursu” başlayacak Ocak ayında. Onun müfredat çalışmaları, PR çalışmaları var, onlarla ilgileniyorum.

Master yapmaya da karar verdim çünkü uzun süredir “Keşke master yapsaydım diyerek” erteliyordum. Şimdi tekrar okula dönmeye karar verdim.

Bir akademik kariyer planınız var mı?

Bu, akademik kariyer planladığımdan değil, sadece keyfim için daha çok okumak, daha çok öğrenmek için aldığım bir karar. Kısacası son zamanlarda çalışan herkesin yapmak isteyip de yapamadıklarını yapıyorum.

“Televizyoncu olmaya çok geç karar verdim”

Bu mesleğe başladığınız yıllara dönmek istiyorum. Ekranla ne zaman ve nasıl tanıştınız?

2006 senesinde tanıştım. 16 Ekim 2006’da Habertürk TV’de spor spikeri olarak başladım. Ardından Türkiye’nin ilk kadın spor müdürü oldum. Sonra haber kulvarına geçtim. Habertürk’te gece haberleri, sabah haberleri, haftasonu programı derken geçtiğimiz sezon başında Show TV’ye transfer oldum.

Spor spikerliğinin yanı sıra haber kanallarında yaptığınız sohbet programlarınız da çok başarılı oldu. Spor müdürlüğü geçmişiniz de var. Program yapmak mı, spor haberleri sunmak mı, yöneticilik mi? Size hangisi daha fazla keyif verdi?

Hepsi desem. Yani mümkün olsa, gerçekten, şimdi hepsini yaparım. Çünkü bende o potansiyel, o enerji var. Birçok insan “Sen nereden buluyorsun bu enerjiyi, uyumuyor musun?” diyor. Yok yani, ben maksimum 5 saat uyuduğum zaman o bana yetiyor. O yüzden şimdi bir kanalın yayın yönetmeni olup, spor programında yorumcu, moderatör değil, yorumcu olup aynı zaman da da iyi bir söyleşi programı yapmak ister miyim? Evet, isterim ve yapabilirim de.

Bir yandan da bu bahsettiğim kurslara gidip, sporuma gidip , masterı da yapabilir miyim, evet yapabilirim, hatta çok da mutlu olurum. Ben sadece hasta olursam duruyorum. Birgün durursam hastayım demektir, yani durursam zihinsel olarak hasta olurum, ruhum hasta olur. Ben durursam gerçekten düşerim.

Enerjinizin sebebi mesleği sevmenizden kaynaklanıyor değil mi?

Çok, evet.

Televizyonculuk çocukluk günlerinden beri istediğiniz bir meslek miydi?

Hayır, ben çok geç karar verdim televizyoncu olmaya. Çünkü çok geç farkettim bunu istediğimi.

Üniversitede tek düşündüğüm sosyoloji okumaktı, tek isteğim oydu. Sosyoloji okurken önce akademik kariyer yapmayı düşündüm. Sonra bambaşka bir yola gitmeyi, aşçılık okumayı düşündüm. Sonra reklam, halkla ilişkiler, insan kaynakları gibi yine insan odaklı ama medya olmayan alanları düşündüm. Son sene medyada olmak istediğimi gerçekten anladım ve o yolda ilerledim.

Çocukluk hayalim şarkıcı olmaktı. Hala şarkı söylemeyi çok seviyorum. Müziğe de aşığım. Ama ben hayalimdeki meslek hiçbir zaman televizyonculuk değildi. Ben bunu 25 yaşında keşfettim. Keşfettikten sonra da hemen başladım.

“İlk yayınımda 2-1 berabere kaldılar dedim”

Ekrandayken unutamadığınız bir anınız var mı? Hafızanızdan silemediğiniz bir günü anımsamanızı istesem?

Ooo çok. Valla yani o yastık olayı çok unutulmaz tabi. Yastığın kemerime takıldığı video internette hala karşıma çıkıyor zaman zaman. Çok komik yorumlar gelmişti. İşte Simge Yastıkoğlu diyenler oldu. Benim sosyal medyadaki hesaplarımda Fıstık’ın ı’ları yok fstk. “Simge ystk” yazdı birkaç kişi. Çok güldüm, yani çok iyi yakalamışlar. Allah bir yastıkla kocatsın filan yazmış birkaç kişi, çok gülmüştüm. O çok iyiydi.

İlk yayınım çok komiktir. İlk yayınımda ben 2-1 berabere kaldı dedim. Yani baya unutulmaz gaflardan biridir. Tüm dünya matematiğine meydan okuyan bir giriş oldu o.

Ne bileyim canlı yayında ben sakarımdır. Kazalarım oldu, özellikle Burası Haftasonu programını yaparken orada bir mutfağımız vardı. Su döktüm, kendimi yaktım, tencereyi döktüm filan. Hepsiyle de çok barışığım. Güler geçerim yani hiç öyle ah hata yaptım, ah gördün mü ne oldu demem, önce ben gülerim yani.

Bu kendinizle barışık olduğunuzu gösteriyor.

O anlamda barışığım evet.

Simge Fıstıkoğlu ile eğitim verdiği İstanbul Medya Akademi'sindeki sınıfında konuştuk.
Simge Fıstıkoğlu ile eğitim verdiği İstanbul Medya Akademisi’ndeki sınıfında konuştuk.

Şimdilik ekranlara kısa bir ara verdiniz ama boş durmuyor spikerlik ve sunuculuk eğitimi veriyorsunuz. Eğitimler nasıl gidiyor?

Çok güzel. Geçen sezonda çeşitli kurslarda konuk eğitmen oldum. Bu sezon da öyle. Ben hakikaten birşey öğrenmeye de öğretmeye de bayılıyorum. Ama en çok bu mesleği öğrenmeye hevesli insanların gözlerinde gördüğüm pırıltıya bayılıyorum. Kafalarının çalışma şekline bayılıyorum, iyi bir şeyler yapma isteklerine bayılıyorum. Yani ben bu işi yapacaksam bari gideyim eğitimini alayım demelerine bayılıyorum. Bu çünkü Türkiye’de çok çok gördüğümüz bir şey değil.

Herkesin yanılgısı var, medyada torpilin varsa yürürsün filan gibi. Kimi yanıyla doğru, kimi yönüyle yanlış bir olgu bu. Ama bu işi meslek olarak yapmak isteyenlerin gelip eğitim alıyor olması, beni tercih ediyor olmalarından çok mutluyum. Bugün mesela bir kursun direktörüyle konuştum. “Öğrencilerimizin görmek istediği tek eğitmen, kadromuzda olmayan ama illa gelsin dedikleri tek kişi sizsiniz, konuk eğitmen olur musunuz” dediler. Halbuki bütün kurslar başladı, bir ayı bitirdiler. Çok hoşuma gidiyor, neticede onların hepsi genç insanlar, benden öğrenmek istiyor olmaları benim için çok büyük bir gurur.

Ekranda spiker/sunucu olarak kimleri başarılı buluyor ve takip ediyorsunuz?

Spiker demeyeyim. Televizyon figürü olarak beğendiğim isimler; Cüneyt Özdemir’i beğeniyorum, tarzı var. Ablamı beğeniyorum, o da kendi sözünü sakınmayan, kimseye eyvallahı olmayan bir tarzı koruyor Sinem Fıstıkoğlu. Sonra, Nevşin’in bir tarzı var, Buket’in bir tarzı var, hani çok kadın kadın gitti, feminist gibi olmayayım mesela Ersin Düzen’in aynı şekilde spor yorumculuğunda bir tarzı var. Ertem’in aynı şekilde bir tarzı var.

Kardeşiniz de Bengütürk TV’de spiker. İki kardeş aynı mesleği yapmak nasıl bir duygu? Birbirinizin yayınlarını izleyip değerlendiriyor musunuz? Önce kim başladı mesleğe?

Önce o başladı, ara verdi. O ara verdiğinde ben başladım sonra o tekrar başladı. Aynı mesleği yapıyor olmanın dezavantajları da var avantajları da. Avantajları şu, “Ya bugün arka arkaya 5 tane DSF vardı ve çok uzundu” dediğinde bir kişi bakacak böyle anlamsız anlamsız suratına. O senin ne demek istediğini anlar ve işte o yüzden diyaframı sağlam tutmak lazım ya, sigara içmemek lazım diyor. Hani derdini anlatmak kısa sürüyor. Ama iş hayatı ve işteki sorunlar ve ikimizde haber ve sporla ilgili olduğumuz için o konular fazla gündeme geliyor. Yani bizim evde ortalama bir evde konuşulduğundan daha fazla ülke sorunu ve futbol konuşuluyor. Dolayısıyla biraz yorucu da olabiliyor. Bazı anlarda çok hayatı kolaylaştırıyor. Derdini anlatman gerekmiyor çünkü o senin ne yaşadığını çok iyi biliyor. Ama bazen de fazla konuşuyorsun ve o moddan çıkamıyorsun.

“Ekranda olmak isteyenler bir daha düşünsünler”

Spiker olmak isteyen kariyer yolculuğuna ekranlarda devam etmek isteyen gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olur? Başarılı bir spiker olmanın sırrı ne?

Birincisi ben hep şunu söylüyorum. Tavsiye verecek yaşa geldiysen yaşlanmışsın demektir. O yüzden tavsiye vermeyeyim. Ama ekranda olmak isteyenlere bir daha düşünsünler derim.

Neden ?

Bu mecra artık gerçekten yatırım yapmalık bir mecra mıdır? Çünkü ben artık televizyonun ölmeye başladığını, hatta öldüğünü ama birçok kişinin sadece fark etmediğini düşünüyorum. Ama çok enteresan acayip bir ilgi var. Daha az televizyon seyrediliyor, daha az haber seyrediliyor ama daha çok insan haber spikeri olmak istiyor. Çok enteresan.

Dijitalin artık hayatımızın bundan sonraki en önemli gerçeği olduğunu ve olacağını düşünüyorum. Tabii ki Türkiye’de hala bilgisayar kullanmayan hala klasik anlamda gazeteden, televizyondan beslenen bir kitle var. Ama bizim nüfusumuzun önemli bir bölümü genç. Dolayısıyla televizyona bir adım atıyorlarsa emin olsunlar. Bu mecra doğru mecra mı, yoksa acaba dijitalde yeni bir şeyin içinde olmak mı daha iyi bir fikir bence bir düşünsünler.

Sorunun ikinci kısmına gelince, böyle bir sırrı yok işin bence. Biz maalesef bunu her yerde görüyorum. İşte mutlu ilişkinin formülü, başarılı iş hayatının sırrı… Biz böyle hap formüller arıyoruz maalesef fazlaca. İşte iş hayatında başarıya giden on basamak, aşk hayatında mutluluğun altın formülü, yani böyle bir formül yok. Varsa da kişiye özel. Bende çalışan sende hiç çalışmayabilir, sendeki bana uymayabilir.

Şunu söyleyebilirim sadece; işimi tutkuyla yapıyorum, aşkla yapıyorum, severek yapıyorum. O yüzden sevmeyen birine göre tabii ki avantajlıyım. Sevmeyen birine göre seyirci benim ne kadar mutlu olduğumu fark ediyor ve bence o da mutlu oluyor bu durumdan. Çok çalışmak tabii ki. Ama diyorum ya çok çalışmak bana çok iyi gelir, ama bir başkasını depresif yapar işten soğutur. O yüzden kendi formülünü bulmak bence. Ben gece çalışmayı seviyorum. Ama bir başkası hakikaten depresyona girebilir. Beni etkilemiyor gece 4’te, 5’te uyumak ya da uyanmak. Bir başkasını etkileyebilir. O yüzden kendi formülünü bulmak bence başarının formülü. Ama ne iş yaparsan yap, aşkla yapmak birinci sıra.

“Bu ülkede güzellik dezavantajdır”

Spiker olmak için güzellik şart mı? Güzel bir kız görüldüğü zaman ekran önüne çıkaralım denir mesela, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hiçbir televizyon yöneticisi milyon dolar verdiği kanalı sırf güzel diye birine emanet etmez. Bu biraz fazla iyi niyetli bir düşünce.

Ancak şöyle; tabi ki güzel birinden haber dinlemek ister herkes. Çünkü zaten haberler güzel değil ya genelde. En azından gördüğümüz bir şey güzel olsun diyebilir seyirci. Dolayısıyla güzellik belki fark yaratabilir ama ben şunu düşünüyorum: Bu ülkede güzellik dezavantajdır. Çünkü, güzel olduğunuz için orada olmadığınızı kanıtlamanız bir ömür sürüyor. “Hayır ben akıllıyım, hayır, ben çalışkanım, hayır ben bu işi çok seviyorum” diye defalarca sorulur. Benim 8 sene oldu hala soruluyor. Mesleğe aynı gün başladığımız bir erkeğe, erkek olmanın bir avantajı var mıdır diye bir soru eminim sorulmuyordur. Eğer güzelseniz güzel kadın olmanın avantajı, o etiketi bir türlü atamamak. Başka meziyetlerinizinde olduğunu devamlı ispatlamak zorunda olmak.

Simge Fıstıkoğlu'na göre yeni medya, televizyoncuları daha yaratıcı olmaya zorluyor.
Simge Fıstıkoğlu’na göre yeni medya, televizyoncuları daha yaratıcı olmaya zorluyor.

Sosyal medyayı aktif kullanan birisiniz. Medya hızlı bir dönüşüm yaşıyor, yeni medyanın geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?

Yeni medyanın geleceği hakikaten merak ediyorum nasıl olacak? Çünkü ben artık eskisine göre daha az televizyon seyrediyorum. Gazeteyi basılı olarak elime çok az alıyorum, hepsinin uygulamalarıyla yine online okuyorum.

Kağıt hakikaten ölüyor. Artık e-kitap okuyoruz. Ben sadece kütüphane fetişi olan biri olduğum için kitapları bir de basılı satın alıyorum. Evimde o kütüphanenin varlığı beni tatmin ettiği için basılı almayı tercih ediyorum ama e-book hayatımı kolaylaştırıyor. Dolayısıyla hepimizin hayatını dönüştürüyor. Bizi mesleğimiz olduğu için daha yaratıcı olmaya zorluyor. Daha yenilikçi olmaya zorluyor. Bu açıdan da biraz meydan okuyan bir tarafı var.

Türkiye geleneklerini koruyan bir ülke. Televizyon evet ölü diyorum, fiilen ölmedi, yapılan yatırım anlamında ölüyor. Ama insanlar tabiki eve gittiği zaman televizyon açıyorlar. Artık tek kaynak televizyon değil, ya da tek kaynak gazete değil. Bu alternatif, çeşitlilik, renk getirdi. Kakafoni de getirdi eyvallah ama büyük bir değişim, büyük bir dönüşüm getirdi. Karamsar konuşmak istemiyorum, değişim iyidir, eğer değişim oluyorsa zaten zamanı gelmiş demektir. O yüzden hani eğer birgün, on sene sonra bundan daha da büyük değişimler olursa e bizde bir şekilde buna ayak uydururuz. İnsanın en güzel özelliği zaten adaptasyon yeteneği.

Türkiye’de medyanın en önemli sorununun ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Şu an itibar. Bütün haber kanalları, bütün haber programcıları, bütün haber spikerleri, bütün gazeteler, bütün gazeteciler ve eğlence kanalları bile işlerini iyi yaptıklarını kanıtlamak zorunda hissediyorlar çünkü medya ciddi bir prestij kaybına uğradı.

Yakın gelecekte ne gibi planlarınız var? Seyirci sizi ekranlarda görmeye devam edecek mi?

Allah izin verirse tabii ki… Ben işimi bırakmış, kovulmuş değilim. Show TV ile sözleşmem devam ediyor sadece programım şu an yok. Tabii ki devam edeceğim Allah izin verirse. Ama bir hastalık gelir, çok büyük bir kriz olur, onu bilemem. Görüşmelerimiz sürüyor, içerik ne yapabiliriz konularını konuşuyoruz zaten. Biraz açıkçası bu kendime yatırım süreci hoşuma gittiği için acele etmiyorum. Yoksa onun dışında zaten halihazırda konuşmalarımız sürüyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.