Ana sayfa Editör'ün Seçimi Ali Haydar Usta ile Sosyal Medya Sohbeti

Ali Haydar Usta ile Sosyal Medya Sohbeti

184
2
PAYLAŞ

Sosyal medya sadece dev şirketler için değil, küçük ve orta ölçekli işletmeler için de önemli bir pazarlama aracı haline geldi. Öyle ki artık mahalledeki esnaf da sosyal medya ile ürünlerini ve hizmetlerini pazarlamaya başladı. Biz de Medya Akademi olarak, bu işin başarılı örneklerinden birisi olan “İkinci Bahar Ali Haydar Usta” kebapçısında soluğu aldık.

Samatya’da İkinci Bahar dizisine de konu olan kebapçı dükkanına gittik ve Ali Haydar Usta’ya sosyal medya ile nasıl tanıştığını, Instagram ve Facebook’u nasıl kullandığını ve çabalarının sonuçlarını sorduk.

Sohbet havasında geçen röportajın ilerleyen bölümlerinde iyi kebap, memleket ve ustalık üzerine de muhabbet ettik. Keyifle ve “afiyetle” okumanız dileğiyle…

Sosyal medyada hangi mecralarda varsınız?

Facebook’ta, Twitter’da, İnstagram’da ve Tripadvisor’da varım.

Günde kaç saatinizi sosyal medyaya ayırıyorsunuz?

– Saate vurmadım ama ortalama 2 saatimi ayırabiliyorum. Yani kademeli, kademeli, fırsat buldukça hepsine bakıyorum.

Gelen yorumların hepsini okuyor musunuz?

Tabii ki gelen yorumların hepsini okuyorum. Bakıyorum, eksiğimiz varsa yorumlardan onu biz düzeltmeye çalışıyoruz. Çünkü hiçbir şeyin yüzde yüz olma şansı yoktur.

Biz bakınca genelde övgüler göze çarpıyor. Arada bir de olsa eleştiri geldiği de oluyor mu?

Tabii ki bunun içerisinde eleştiriler olacak. Bizi eleştirsinler ama bilip bilmeden eleştirmesinler. İçerikleri bilmeden eleştirmesinler. Buraya gelsin insanlar, yemeklerini yesinler, hizmete baksınlar.

Mekanların bazı kuralları vardır. İnsanların rahatlığı için o kuralları koyuyoruz. Ama o kişiler ondan rahatsız olup da kalkıp ters birşey yazarsa ben o yorumu dikkate almıyorum. Onun dışındaki buradaki olur ya servis gecikebilir, bir şeyin tuzu az olabilir, fazla olabilir, acısı fazla olabilir yani bu konularda yorum yapabilirler ama bizim kurallarımız dışında yorum yaparlarsa ben onu hiç dikkate almam.

DSC_0954
Ali Haydar Usta, sosyal medya hesaplarını tablet bilgisayarı ile kontrol ediyor.

Takipçilerinizle etkileşiminiz nasıl? Kaç kişiye ulaşıyorsunuz?

Takipçilerimle iletişimim iyi. Birçoğu benim müşterim, buraya gelenler. Usta seni takip edelim diyorlar ve beni takibe alıyorlar.

Instagram’da 1632 takipçim var. Facebook’ta da 13 binin üzerinde takipçim var.

Facebook’ta neler paylaşıyorsunuz?

Instagram yokken Facebook vardı. Ben Facebook’ta lüzumsuz şeyleri ne yazarım, ne de yazdırırım. Facebook olsun, Instagram olsun orası bir aile ortamıdır. Sosyal medya demek aslında odur. Onu ters silah kullanmayacaksın.

Instagram hesabınıza yemeklerden, iştah açıcılardan fotoğraflar koyuyor musunuz? Genellikle nasıl paylaşımlarınız oluyor?

Instagram paylaşımlarımda sürekli yemek koymam. Sürekli yemek insanları bayar. Bazen gül resmi koyarım. Bazen çeşitli resimler koyarım yani haftada bir filan yemek resmini zor atarım. Çünkü insanlara çok itici gelir, çekici gelmez sürekli konulduğu zaman.

“SOSYAL MEDYANIN MÜŞTERİ SAYIMA ETKİSİ VAR”

Sosyal medyadaki etkinliğinizin müşteri sayınıza bir etkisi oldu mu?

Tabii ki müşteri sayıma baya etkisi var.

Zaten bu kadar popülerken sosyal medya merakı nasıl başladı?

Bir ara ben elektronik işleriyle uğraşmıştım. Bu bilgisayar, daktilo, harddisk çıktığında ben onların satışını yapmıştım, bir pazarlama şirketinde pazarlama müdürü olarak. Oradan da merakım vardı. Örneğin ben bir o zaman çıkan yazarkasanın klavyeden programını yapardım. Ondan beni bir merak sardı. Ondan bu yana da teknolojiyi hep kullanırım.

Sosyal medyada genelde profesyonel şirketler, ajanslar kullanılıyor. Birçok işletme ajanslardan profesyonel destek alıyor. Siz de profesyonel destek aldınız mı?

Biz kimseden destek almıyoruz.

Ona rağmen gayet profesyonelce yapıyorsunuz üstelik bu kadar yoğun olmanıza rağmen?

Misafirlerimiz oturuyor, chek-in yapıyor. Bakıyorum hemen, açıyorum, “hoş geldiniz” diyorum, “şeref verdiniz” diyorum. “Usta sen bunu ne zaman yazdın” diyorlar. O insanlar onure oluyorlar, mutlu oluyorlar.

İnsanlar da mekanınıza geldiğinde evlerine gelmiş gibi hissediyorlar öyleyse?

Elbette öyle. Bizim zaten ağırladığımız yüzde doksanın üzerinde aile müşterisi. Çünkü aile olduğu zaman sıkıntı olmuyor. Demiştim ya bizim kurallarımız var diye o kurallar insanları rahat ettirmek için. Bunu doktorlar da biliyor, güvenlik görevlisi kardeşlerimiz de biliyor ki gece 12’den sonra alınan alkollerin nerelere tesir ettiğini. Hastaneler ve karakollarda gece 12’den sonra alınan alkollerin vermiş olduğu zararlar o insanları oraya getiriyor. Biz bunu önlemek için yapıyoruz yani.

RESULOĞULLARI İLE REKABET SÜRÜYOR MU?

Ali Haydar İkinci Bahar Röportaj
Ali Haydar Usta, mekanında İkinci Bahar dizisinin ruhunu korumaya devam ediyor.

İkinci Bahar dizisi hala zihinlerdeki yerini koruyor. Sizin dizi ile tanışmanız nasıl oldu?

Ben dizinin içinde yoktum. Fakat şu anda mekanın içerisinde, dizinin içerisindeymiş gibiyim. Oysa İkinci Bahar’dan önce burası restoran değildi. İkinci Bahar dizisi çekildi, bitti, burası yandı dizinin sonunda. Senaryo gereği yanması gerekti.

Bilerek yaktılar öyleyse?

Evet senaryo gereği yaktılar. Ama güzel yaktılar. Hatta itfaiyenin su pompası çalışmamış, çok büyük yangın tehlikesi atlatılmış burada. Ondan sonra biz şirket olarak aldık ve bu hale getirdik. Dizinin o tadını, o kokusunu, o konseptini yaratmaya çalışıyoruz.

Hala dizinin çekildiği mekan olduğu için gelen müşterileriniz var mı?

Evet var. Önce meraktan geliyorlar, sonra buranın yemek kalitesini, hizmet kalitesini, bizim gelen misafirlere olan saygımızı gördüğü zaman bizim müdavimiz oluyorlar.

Dizi bittikten sonra açtığınız dükkanınızda unutamadığınız bir anınız var mı?

Hemen hemen her gün bir anı yaşanıyor ki. İlk dönemde ben mutfaktaydım. O zaman öğle servisimiz de vardı. Mutfaktada ben baya sinirlenmiştim. Neredeyse kafamı duvarlara vuracaktım böyle sinirimden. Çocuklar mutfağa geldi, “müşteri geldi” dediler. Geldim masalara, 8-10 kişi mi ne vardı. Hoşgeldiniz dedim, yüzüme baktılar, “usta senin rengin niye böyle olmuş” diye sordular. “O Vakkas’ın yüzünden” dedim. Orada onlar da güldü, ben de güldüm, sakinleştim. O güzel bir anıydı benim için.

Rekabet sürüyor mu karşıyla, aynı dizideki gibi?

Yok. Biz herkesle dostuz. Bütün esnaflara karşı çok büyük saygım var benim. Herkes ekmeğinin peşinde. Biz kimseyi yoldan çeviripte buyrun gelin demeyiz. Hiç asla onu yapmayız. Ne zaman içeri adım atarsa buyrun deriz, davet ederiz, onun dışında yoldan kimseyi çevirmeyiz.

Samatya’nın İkinci Bahar dizisinden öncesi ve sonrası var. Diziden sonra neler değişti bu semtte?

Bu semtin ilk kebapçısı dükkanımızın karşısındaki Develi Restorant. Yani dizideki Vakkas’tı, Resuloğulları. Diziden önce Samatya’yı sadece bu çevre semtler biliyordu. Dizi insanların kulağına bir çağrı yaptı. Samatya’nın nerede olduğunu bilen yoktu. Bizler Samatya’yı herkese tanıtmaya çalıştık, sosyal medya üzerinden, buraya gelen misafirlerimiz aracılığıyla Samatya’yı herkes yavaş yavaş bilmeye başladı, nerede olduğunu.

“SIRRINI VERMEYEN USTA İŞİ BİLMİYORDUR”

Ali Haydar Usta ile mutfağa geçince iyi kebabın sırrını da sorduk.
Ali Haydar Usta ile mutfağa geçince iyi kebabın sırrını da sorduk.

İyi kebabın sırrı ne?

İyi kebap birkaç şeyden geçer.

Hiçbir usta sırrını vermez derler ama siz kenarından söyleyin.

Yok yok ben bunu televizyonda bas bas bağırıp söylüyorum yapıyorum da yani. Sırrını vermeyen işi bilmeyen ustadır onu açık net söyleyeyim. Bilmeyendir yani bilse verir. Ne olacak yani herkes yapsın ya. Kebabın, içli köftenin harfi harfine tarifini vereyim yapın.

Başta iki şeyi seveceksin; çalıştığın arkadaşlarını ve işini seveceksin. İş arkadaşlarını, kadronu, ekibini seveceksin, işini göreceksin. Zaten bunun bir tanesi eksik olduğu zaman o yapacağın işten hayır gelmez.

Ondan sonra hangi eti alacağını bileceksin. Hayvanın hangi bölgesinden eti alıyorsan sürekli ondan alacaksın. Eti biz bıçakla çekeriz. Eti biz gündüzden saplayıpta dolaba koymayız. Biz gelen müşterilerimizin, misafirlerimizin siparişini alırız, saplanır et, ocağa gelir. Et suyunu çekmez. Et suyunu çektiği zaman bu sefer et plastikleşir, sünger gibi olur.

Bir de ateş oranı vardır mangalın. O da et gibi eşdeğerde ön plana çıkar. Hangi et, hangi ateşte pişer? Örneğin, kıyma kebabı çok düşük ateşte pişmez. Çok düşük ateşte kanat pişer sadece çünkü o ateşin kemiğine kadar işlemesi lazım. Tavuk orta ateşte pişer. Şiş orta ateşte pişer. Fakat Adana’yı ters düz yapana kadar yüksek ateşte pişer çünkü dökülmemesi için. Yani onunda tuz oranını iyi ayarlayacaksın. Tuzu az olursa dökülür, tuzu fazla olursa da tuzlu olur. İşin sırrı bunlar, başka da birşey yok.

Kebabın memleketi neresi? Adana mı, Urfa mı, Gaziantep mi?

Adanalılar bizden daha sanatkarlar. Ama bizim farklı bir yönümüz var. Biz önlüğümüzü takar çalışırız. Her ne kadar onlar kadar sanatkar olmasak da önlüğümüzü takar çalışırız biz, çalışmamazlık yapmayız.

Bana sorarlar Türkiye’de nerenin mutfağı var, kaç yerin mutfağı var diye? Hatay-Antep, Antep-Hatay derim yani hiçbir tanesinde Antep’i ön plana çıkartmam mutfak konusunda. Onların da gerçekten çok güzel mutfağı var.

Adana’nın kebabı çok güzel, sanatkarlar diyorum yani. Ama Antep’in Cartlak kebabı ön plana çıkmış demek ki bir şeyi pazarlayamadıklarından mı acaba? Yani orada bir eksiklik var. Antep fıstığı, sadece Antep’te olmaz, Urfada’da olur, Adıyamanda’da olur, Maraş’a yakın yerlerde de olur. İsmi neden Antep? Antep bunu pazarladığı için Antep fıstığı.

Bugün hayvancılığa gelince Orta Doğu’nun yine Güneydoğu’nun, Doğu Anadolunu’nun pazarlama yeri yine Antep. Halbuki Antep’te o kadar hayvancılık yoktur. Önemli olan birşeyi pazarlayabilmek, onun adını koyabilmek.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here